‘Güncel’

19 Ocak’tan 19 Ocak’a

Perşembe, Şubat 11th, 2010

19 Ocak’tan 19 Ocak’a from ümit kıvanç on Vimeo.

Planladılar, öldürttüler, sakladılar, saklandılar… Hrant Dink’in öldürülmesinden sonraki iki yılda yaşanan adalet skandalının öyküsünü Ümit Kıvanç yazdı, Zuhal Olcay, Meral Okay, Banu Güven, Mehmet Ali Alabora, Şevval Sam, Mahir Günşıray, Hale Soygazi, Halil Ergün, Derya Alabora, Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Erkan Can, Serra Yılmaz, Settar Tanrıöğen anlatıyorlar.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

“Dinimden, cinsiyetimden, milletimden, ırkımdan sıyrılıp yalnızca insan olduğumu fark etme serüvenimdeki yılmaz süvariydi babam.”

Perşembe, Kasım 19th, 2009

”Önümüzdeki kasette Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapacağım…”

Türkiye’nin en güzel seslerinden Ahmet Kaya, 12 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde söylediği bu sözler nedeniyle ‘vatan haini’ ilan edildi. O gece orada bulunanların çatal bıçak fırlatmasıyla başlayan süreç Kaya’nın ölümüyle dahi sona ermedi.

O geceden sonra Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biri, insanlara farklı yansıtılıyordu artık. Medyada çıkan haberler ve hakkında açılan davalar nedeniyle bazı kesimlerin gözündeki Ahmet Kaya resmi değişmişti. Hakkında çıkan ve doğrulanmayan iddialar yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan Kaya, 16 Kasım 2000’de hayatını kaybetti.

Bugün TRT dahil olmak üzere tüm televizyon kanallarında Kürtçe yayınlarla karşılaşıyoruz. Ancak 1999 yılında Kürtçe 1 (yazıyla bir) şarkıyı albümüne koymak isteyen Ahmet Kaya çok sevdiği vatanından sürgün edilmiş ve Paris’te bu sürgüne dayanamayarak hayata gözlerini kapatmıştır. Umarım o süreçte mutluluktan yerinde duramayanlar bugün Ahmet Kaya’nın kızı Melis’in NTVMSNBC’de yayınlanan söyleşisi üzerine biraz düşünürler.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Türkiye, ABD ve AB’nin Zülfü Livaneli’yi aday gösterdiği UNESCO başkanlığı için önceden söz verdiği “Kitap yakarım” diyen Mısırlı Bakanı destekledi

Cuma, Eylül 25th, 2009

UNESCO Genel Direktörlüğü adaylığı Türk hükümeti tarafından desteklenmeyen Sanatçı Zülfü Livaneli, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri’nin kendisinden özür dilediğini ancak Türkiye’nin büyük fırsat kaçırdığnı söyledi.

Batılı ülkeler ve UNESCO tarafından UNESCO Genel Direktörlüğü’ne önerilen, ancak Türk Hükümeti desteklemediği için aday gösterilmeyen Sanatçı-yazar Zülfü Livaneli NTV canlı yanında soruları yanıtladı.

-Türkiye önünüzü kesmiş oldu mu gerçekten?

Zülfü Livaneli: Ben de yazar kimliğimden, sanatçı kimliğimden ödün verecek değilim ama kültür dünyada bugün önemli bir krizde. Bence ekonomik krizin altında da kültür krizi yatıyor. Bu kadar önemli bir örgütün başında bir Türk’ün olması daha doğrusu bir kültür adamının olması diyelim Türklüğü de bırakalım çok önemliydi. Çünkü diplomatlar ve bürokratlar geliyor genellikle. Ama benim dünya kültürü ile ilgili yapmak istediğim hayallerim vardı. Bir makama gelmekten çok yapabileceğim şeyler vardı, çünkü UNESCO’yu çok iyi tanıyorum. 1996’dan bu yan büyükelçiyim orada ve genel direktör danışmanlığı yaptım. Dolayısıyla bir dönem çok iyi şeyler olabilirdi ama ne yapalım ki bizim Ankara böyle uygun görmedi.
Haberin devamı ↓reklam

-Siyasette de tecrübeniz var acaba diplomatik bazı çıkarlar, karşılıklı al verler arasına mı kaynadı Zülfü Livaneli gibi bir değerimiz?

Zülfü Livaneli: Benim kişiselliğimden çıkarıp Türkiye açısından düşündüğümüzde sahiden çok üzücü bir durum var. Ocak ayından beri hep İsrail kampanya başlattı deniliyor. Benim İsrail’le hiç bir ilişkim olmadı, Yahudi lobisiyle de hiç bir ilişkim olmadı. Bana ilk teklif Ocak ayında Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı tarafından yapıldı. Sonra Fransa tarafından yapıldı, ardından UNESCO içindeki çeşitli büyükelçiler tarafından yapıldı. Daha sonra da uluslararası aydınlar verdikleri ilanlarla beni desteklediler. Mesele şuydu; Arap adaya hiç kimsenin bir itirazı yok. UNESCO’da çok büyük bir Arap kültürü ağırlığı vardır. Benim de arkadaşlarım dostlarım vardır. Fakat bu ‘kitap yakarım’ diyen bir adamın UNESCO’nun başına gelmesi herkesin tüylerini diken diken etti.

Daha sonra çok geri dönmeye çalıştı Faruk Hüsnü ama bu lafı etmiş bir adamın gelmeyeceği yüzde yüz belliydi. Bunun üzerine madem ki teamül olarak bu dönemde sıra Müslüman ülkelerde. Hem Müslüman ülkeden bir aday, hem Türkiye gibi yıldızı yükselen bir ülkeden bir aday, hem UNESCO’da 13 yıldan beri hem yazan çizen, Fransa’da kitapları çıkan, dünyada çıkan bir adamın Amerika’da bilinen birisini getirmek. Bunların bulduğu formül buydu. Ve o kadar inanıyorlardı ki sabahlara kadar beni telefonlarda tutuyorlardı, Amerika’dan ya da Fransa’dan…

Obama’nın ajandasına bile koymuşlardı bu konuyu. Ve sonunda Türk hükümeti desteklemeyince şaşırdılar. Biz Livaneli’ye karşı değiliz ama Araplarla karşı karşıya gelemeyiz. Çünkü bu Faruk Hüsnü için Mübarek iki yıldır çalışıyordu, İslam Konferansı Örgütü onun arkasındaydı bizim hükümetimizden bazı önemli şahsiyetlerin verdikleri cevapları bana söylediler. “Livaneli bizim aydınımızdır karşı değiliz ama biz Araplarla karşı karşıya gelemeyiz.”

Daha sonra telefonlarla konuştuğumuzda benden özür diledi Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı. Bende dedim ki özürle falan ilgisi yok, Faruk Hüsnü seçilemeyecek aradan biri sıyrılıp alacak bu niçin Türkiye olmasın.

Şimdi seçilen kişi ne uluslararası alanda ağırlığı olan bir şahsiyet, ne de ülkesi Türkiye kadar önemli. Ama bu kadar önemliydi ki Türkiye’nin gelebileceği en büyük makamdı maalesef bizimkilerin, ne diyeyim belki o kadar kötü niyetli değil ama yani herhalde durumu kavrayamamalarından dolayı kaybedildi.”

Türkiye, ABD ve AB’nin Zülfü Livaneli’yi aday gösterdiği UNESCO başkanlığı için önceden söz verdiği “Kitap yakarım” diyen Mısırlı Bakanı destekledi.

Yarışı, favori Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü’yü 5. tur oylamada geçebilen deneyimli Bulgar diplomat İrina Bokova kazanmıştı.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Bana iyi bak general!

Cumartesi, Eylül 12th, 2009

12 Eylül darbesinin idam ettiği ve 25 yıl boyunca mezarı bulunamayan Veysel Güney üzerine Ethem Dinçer’in 6.9. 2009 tarihinde Radikal-2’de yayımlanmış ‘Beni hatırladın mı general?’ yazısına devam olarak…

Bana bak general! Yüzüme iyi bak! Çünkü general, benim çocuğum da bana benzeyecek. Aklında tut yüzümü.

Aklında tut, çünkü general, er ya da geç senin torunun, benim çocuklarımdan özür dileyecek. Sen torununa hesabını vermediğin cinayetleri miras bırakıyorsun.

Torunun senin gibi olmayacak general. Ama benim çocuğum aynı bana benzeyecek.

Torunun general…
Senin torunun general, senin yaptıklarını benim yazdıklarımdan öğrenecek. Alman çocuklar Yahudilerden nasıl özür diliyorsa her gün, şimdi, senin torunun da, hiç işlemediği günahlar için, benim çocuklarımdan özür dileyecek.

Bana iyi bak general! Sen bu memleketin ümüğüne çöktüğünde ben sekiz yaşındaydım. Bir sabaha karşı annem ağladı. Babamın yüzü ihtiyarlamıştı o sabah. Ben böyle bildim senin ne mal olduğunu. Ben o sabahı unutmam general. Kitaplar okudum, hikâyeler dinledim. Sen, suçlarınla başka bir ülke, günahlarınla başka bir insan yaratmak istedin. Ama bak işte, ben olmadım. Ben general, sana karşı kazanılmış bir zaferim. İşte burada yazıyorum. Bana iyi bak general! Çünkü bu memlekette benden çok var.

Zalimleri hecele…
Bana bak general! Sen darağaçlarını kurduğunda ve Kürtleri Diyarbakır Cezaevi’nde ‘Co’ adlı bir ite selam durdurduğunda ben, dokuz yaşındaydım. Sen yazdırmadın, konuşturmadın, senin gibilere memleketi suspus selam durdurdun, unutturdun. Ama şu işe bak ki general, ezberden sayabilirim hepinizin adını, soyadını. Bana iyi bak general! Çünkü benim çocuğum da bana benzeyecek. Tıpkı benim gibi olacak o da; okumayı zalimlerin adlarını heceleyerek sökecek.

Böyle bir ülke…
Söylesene general, ben niye Commer’in ismini biliyorum? Co’yu neden bilmeliyim ben? Kaç kadına copla tecavüz edildiğini, insanların foseptik çukurlarında bekletildiğini, Mamak’ta başlarından aşağıya boşaltılan suyla ayakları buzlu zemine yapışmasın diye zıplayan çıplak adamları niye bilmeliyim? Bi’ deyiversene general, babasının çocuğuna tecavüze zorlandığını niye öğrenmeliydim? İdam sehpalarında adamların kendi taburelerine tekme attığı niye rüyama girmeliydi daha 16 yaşımdayken? Erdal Eren’in yüzü niye aklına kazınsın bir çocuğun daha 10 yaşında? Bütün bunlar olmamış gibi yapan bir ülkede yalan söylememeyi öğrenerek nasıl büyür bir çocuk bilir misin general? Nasıl okur, nasıl gazeteci olur?

‘Hayır duam’
Ben sekiz yaşındaydım ve sen gelip bana böyle bir hayat verdin, böyle bir ülke, böyle insanlar. Zalimlerin isimlerini unutmamam gereken bir ömür verdin. General, sen beni, çocuklarıma bunları öğretmeye mecbur ettin.

Bana bak general! İyi bak general. Adımı ezberle. İyi bak general. Çünkü benim çocuğum da bana benzeyecek.

Ece Temelkuran – 2009

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

1.2 dakikada 650 milyon yıl

Perşembe, Temmuz 16th, 2009

70 saniyelik bu klip dünyamızın kıtalarının 400 milyon yıllık jeolojik haraketini simülasyonla gözler önüne seriyor. Ne demişler, ne oldum değil ne olacağım demek önemli. Aynı 70 saniyenin içine gelecek 250 milyon yılda ön görülen değişimleri de sığdırmayı başarmışlar. Şu an bulunduğu noktanın milyon yıllar sonra nereye gitmiş olacağını merak edenelere duyurulur… New York’un Batı Afrika’yla birleşmesi, İstanbul’un ise Avrupa, Asya ve Afrika’nIn ortasında miniminnacik bir nokta olarak kalması ilginç değil mi?

Cem Yılmaz’la Cennet: Huriler ve Nuriler

Eskilerden bu video bana Türkiye’nin Türk ve Müslüman toplumunun inanışına göre cennet ve cehennem kavramlarının ironisini hatırlattı. Cem Yılmaz’ın kibarca ve kısaca “ inşallah tatmadığımız tüm dünyevi zevkleri cennette tatmak zorunda olmayız” diye geçiştirdiği kısım bugün aldığım bu email ile tamamlanmış oldu. Email şöyle: “Adam müftüye gitmiş. ‘Yahu, hakikaten biz cennete gittiğimizde huri alacak mıyız?’ demiş.Müftü, ‘namazını kılar, orucunu tutar, zekâtını verirsen 4 huriyi alacaksın elbette’ demiş. Adam bu duruma bir de eşi açısından yaklaşmış ‘Peki benim hanım cennete gidince ne olacak?’ demiş. Müftü cevap vermiş  ’Ona da 4 Nuri düşer ‘ Adam şaşırmış, kös kös evine dönmüş. Bakmış karısı namaz kılıyor… Basmış tekmeyi… ‘Ne namazı len bu? Ha..haaa… ne namazı..?  Gösteririm ben sana Nuri’yi!” Sonuç: Kesinlikle katılıyorum Cem Yılmaz’a; cennette biraz bronzluk iyidir. Soru: Sizce müftülük mancınığa izin verir mi?

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Aradaki 7 farkı bulunuz…

Pazartesi, Temmuz 13th, 2009

Zonguldak’ın Ereğli ilçesi Belediye Başkanı Halil Posbıyık, kendisine 2010′da gelmek için söz veren ancak hayatını kaybeden Michael Jackson için, “Öbür tarafa eksik gitti. Buna çok üzülüyoruz” dedi.

Video ile ilgili detaylı bir yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Bu videonun bir benzeri ile Youtube’da karşılaştık. “At yalanı, öpeyim inananı” diyorsanız, aradaki 7 farkı bulmak hiç zor olmayacaktır…

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Sivas’ı da mı unutajackson¿

Perşembe, Temmuz 2nd, 2009

sivas


Hatırlıyor musun?
, 7 kayıp Madımak sanığından bir tanesi olan İhsan Çakmak hakkında birkaç hatırlatmada bulunuyor ve konuyla ilgili olarak Radikal’deki bu yazıyı bizlerle paylaşıyor: Sivas sanığını gökte aramışlar!

1993′te Sivas Madımak Oteli’nde 37 kişiyi yakarak öldüren ve izleyen , gönüllü avukatlığını dönemin adalet bakanı Şevket Kazan’ın yaptığı sanıkların akıbetini merak edenlerimiz çok. Aralarından 7 tanesi kayıp ve o 7′ liden birninin hal-i pürmelali(!) :İhsan Çakmak, o vakitten beri askere gitmiş, evlenmiş, ehliyet almış, sigortalı olarak çalışmış.
Yani emniyet güçlerinin ve jandarmanın her şartta takip etmesini kolaylaştıracak şekilde birçok kez resmen kayıt altına girmiş. En sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi metrosunda gişe memuru olarak çalışırken yakalanmış.
Kalabalık bir mitingde slogan atan heyecanlı bir genci , aynı akşam eliyle koymuş gibi bulan emniyet birimleri malum şahsın adli sicil kaydı gerektiren işlemlerinden sonra dahi harekete geçememiş, ta ki İBB metrosunda ücretli sigortalı iş bulup davası zamanaşımı süresine girene kadar. 14 yıl boyunca.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Portecho’dan plastik bir örtünme şekli

Çarşamba, Nisan 22nd, 2009

İstanbul’dan uzak kalınan bir dönemin ardından, çok tartışılan bu klibi henüz birkaç dakika önce farkettim. Albüm yayınlanmış, klip kanallarda dönmüş, çeşitli medya organlarında tartışılmış ve grup elemanları tarafından yayından kaldırılmış.

Sonuç olarak grubun yeni çıkan albümü beklenenden daha fazla ses getirmiş, kolay yoldan reklam yapılmış ve tatsızlık çıkmadan kaldırılmış gibi duruyor. Bu süreçte grup elemanlarının almış olabilecekleri tehditleri ise sanırım hepimiz tahmin edebiliyoruz.

Grubumuz PORTECHO’nun “Studio Plastico” albümünde yer alan aynı isimli şarkısı için çekilen ve yönetmenliğini BERKUN OYA’nın üstlendiği video klibimizin tüm medya görüntüleri, internet ve tv kanalları yayınlarına son verme kararı almış bulunmaktayız.

Klibin teması ve amacı; Türkiye gibi bir çok fikir, kültür, görüş, inanç farklılığının bir arada varolduğu bir ülkede, tüm bu farklı düşünenlerin birbirlerine anlayışla, hoşgörüyle, uzlaşmacı tavırlarla ve sabırla yaklaşması gerektiğini vurgulamaktı.

Ancak; Portecho Grubu ve Yönetmen Berkun Oya tarafından iletilmek istenen mesajı doğru alabilen izleyici kitlesinin yanı sıra, tamamen amacından farklı algılayan ve karanlık düşüncelerle gölgelemek isteyen bir kitlenin de varolduğu üzüntüyle farkedilmiştir.

Bu noktada, klibin daha da fazla esas amacından saptırılmasına ve yukarıda ifade edilen “farklı düşünenlerin birbirlerine anlayışla, hoşgörüyle, uzlaşmacı tavırlarla ve sabırla yaklaşması gerektiği” yaklaşımının tam aksi algılanmasına sebep vermek isteyenlere malzeme olmasına izin vermek istememekteyiz.

Saygılarımızla,
Berkun Oya (yönetmen), Deniz Cuylan (Portecho üyesi), Tan Tunçağ (Portecho üyesi)

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Kitlelerin afyonu: Futbol

Salı, Nisan 14th, 2009

derbininfotosu_haberici

Tek bir kare, olan biteni öylesine güzel özetliyor ki başka söze gerek kalmıyor.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Uğur Mumcu’nun Köy Enstitüleri Konuşması

Cuma, Mart 13th, 2009

“Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış, mutlaka yıkılmıştır” diyor Uğur Mumcu ve devam ediyor:

Demokrat Parti 1957′de Saidi Nursi’nin cüppesini bayrak yaptı. Süleyman Demirel, nurcuların, tarikatçıların, süleymancıların sakallarını okşadı… Haç seferleri düzenleyen ANAP’a ne oldu? %20′lere indi… Halka güvenmek gerekiyor, halk din sömürüsünü affetmez!

Son zamanlarda Uğur Mumcu’nun bu konuşması tekrar gün ışığına çıktı. Facebook, Friendfeed, Twitter ve bloglarda daha fazla yer almaya başladı. Canım ülkemin ulaşamadığı Youtube’da bile bu videonun gösterilme sayısı 200,000′in üzerinde… İnsanın birşeylerin değişebileceğine inanası geliyor.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis