‘Güncel’

Dolar nereye gidiyor?

Salı, Mart 10th, 2009

090302-dolar-hm-02hmediumDün 09.03.2009 tarihi itibariyle, türk lirası karşısında rekor seviye olan 1.82 ye kadar ulaşan dolar, merkez bankasının dün akşam saatleri aldığı kararla bugün çok hızlı olmasa da yavaş yavaş inişe geçti. Merkez bankası yetkilileri yaptığı açıklamada rezervlerinde bulundurdukları doların bir kısmını piyasaya sunmaya karar verdiklerini belirttiler. Günlük 50 milyon dolar üst sınır olmakla birlikte,  dolar talebinde bir gevşeme yaratana kadar bu politikalarını sürdürebilecekleri anlaşılıyor.  Peki krizin patlak vermesi üzerinden oldukça uzun bir zaman geçmiş olmasına ve başbakan RTE’nın hamdolsun iyi durumdayız, kriz Türkiye’yi teğet gececek açıklamalarına rağmen bugün doların yükselişinin ardındaki sebepler nelerdir?

Yaptığı açıklamayı piyasada panik yaratmamak, yabancı yatırımcının sağladığı sıcak parayı kaçırmamak adına doğru bulmakla birlikte, Türkiye’de yapılan açıklamaların doğru temeller üzerine oturtulmamasını, günü kurtaralım da yarına bakarız zihniyetiyle hareket edilmesini feci şekilde yanlış buluyorum.  Böylesine yanlış bir metodolojinin nasıl vahim etkileri olduğunu anlamak için dolar üzerinden borçlanmış özel sektörün bu artıştan nasıl etkilendiğini düşünmekten fazlasını yapmaya gerek yok. Neyseki bu ülkede merkez bankası işini bilen insanların elinde, çok gecikmeden yapılan müdahale hem ithalatçıyı, hem dolar üzerinden borçlanmış ekonomik ajanlarımızı biraz olsun rahatlatmıştır.

Peki bu noktaya nasıl gelindi ?

Her şeyin sakin sakin devam ettiği bir zamanınızı düşünün, iyi bir maaşınız var, istediğiniz bir çok şeye sahipsiniz bu yüzden artık kazandığınız paranın önemli bir bölümünü yatırım yapmak için kenara ayırıyorsunuz. Peki yatırım yaparken en çok neye dikkat edersiniz? Tabiki kararınızı vermenizdeki en önemli etken yatırımınızın ne kadar getirisi olacağıdır. Böyle bir durumda insan oğlu her zaman daha fazlasını isteme iç güdüsüyle en yüksek faizi veren bankaya götürür parasını yatırır. Dünyadaki ülkelerin ekonomilerini birer banka kabul ederseniz işte o en yüksek faizi veren bankalardan biri Türkiye! Neden? Çünkü riskin olduğu yerlerde faiz oranları daha yüksek olur. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerde her zaman tepe taklak olur mu acaba korkusu yaşandığından risk primleri yüksek olur. Böylece yatırımınızı bu ülkelere yaparsanız daha çok para kazanırsınız. Aslına bakarsanız, en yüksek faiz veren ülkeler arasında olmak Türkiye için o kadar da kötü bir şey değil, çünkü Türkiye mevcut ekonomik sistemi dolayısıyla her sene cari açık veren bir ülke (yani iki yakası bir araya gelmiyor, gider gelirden daha çok) ve bu açığını bir şekilde kapamak zorunda. Bunu da yabancı yatırımcıdan gelen paralar sayesinde yapıyor. Dünya’da kriz olmadığı sürece, hayat güzel devam ettiği sürece bu taktik sizi bir yerlere getirebilir, fakat hayat her zaman tozpembe olmayabiliyor, bugün yaşadığımız gibi kriz ortamlarında, siz nasıl paranızı çeker yastık altına koyarsanız, yabancı yatırımcı da macera aramak yerine daha az faiz almaya razı olur ve parasını riskin yüksek olduğu yerlerden çeker.

İşte Türkiye’de bugün yaşanan bu, finansal yatırımlar yavaş yavaş ülkemizi terk ediyor. Bu nedenle dolara olan talep artışı doların Türk lirası karşısında hızla değer kazanmasına neden oluyor. Merkez bankasının uyguladığı taktik doğru fakat rezervlerinin ne kadar geniş olduğu bu noktada çok önemli, çünkü kısa dönemde doları düşürebilir fakat uzun vadede mevcut şartlar devam ederse doların yeniden yükselmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü merkez bankası, bankalara uyguladığı faizi düşüreceğini de açıkladı. Bu da genel olarak 2. piyasadaki faizlerin düşmesine neden olacaktır. Yani Türkiye finansal yatırım açısından bütün çekiciliğini yitiriyor. Kaldıki doların euro ve diğer paralar üzerinde değer kazanıyor olması da Türkiye için bir dezavantaj. Doların düşeceğini düşünenlere bir uyarı olması açısından, kısa vadede olabilir fakat uzun vadede dikkatli olmak gerekli!

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Tüm oylar küresel ısınmayı durduracak olan belediye başkan adayına!

Çarşamba, Mart 4th, 2009

Seyfi Solukal, İstanbul belediye başkanı olmak üzere yola çıkmış adaylar içinde en ilgi çekici seçim vaatlerine sahip olanı. Youtube’u açtıracak, taksilerin geceleri de gündüz tarifesi açmasını sağlayacak, her mahalleye metro götürecek ve zayıflama merkezleri açacak… Ancak bu kadarla da kalmıyor sayın Seyfi Solukal ve diyor ki:

Küresel ısınma bizi teğet geçecek: Ne kuraklık kalacak, ne sel, ne de felaket… Küresel ısınmayı önleyeceğim; Ben oldukça barajlar dolu, toprak verimli, çocuklar sağlıklı ve neşeli olacak. Ben seçileceğim, küresel ısınma bitecek!

Mutluluk, zenginlik, barış vaadeden ama bütün bunları nasıl yapacağını açıklayamayan bu mert delikanlıya, Youtube’u açtırması için oyumu verdim gitti…

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Suriye`de Protokol ve Diplomasi

Pazartesi, Mart 2nd, 2009

Bir diplomatın bir diğerinin elini sıkmaması çok sık rastlanabilecek bir durum olmasa gerek… Ancak olan bitenin, gerçek sebebini merak etmiyor değilim…

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Gülsek mi ağlasak mı¿

Cumartesi, Şubat 28th, 2009

picture-29

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

John Perkins’in itirafları

Pazar, Şubat 8th, 2009

John Perkins, 2004 yılında yayınladığı ‘Bir Ekonomi Suikastçisinin İtirafları’ (Confessions of an Economic Hit Man) adlı kitabında Chas. T. Main adlı şirket için çalıştığı süre içinde gelişmekte olan ülkeler üzerinde gerçekleştirdiği planlarını açıklıyor.

Görüntülerin tamamına Zeitgeist serisinin ikinci filmi olan Zeitgeist Addenum filminden ulaşabilirsiniz. Türkçe altyazılı versiyonları için: Zeitgeist, The Movie | Zeitgeist Addendum

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Küçük düşünmeyi bilmek adına…

Pazar, Şubat 1st, 2009

İçinde yaşadığımız düzeni anlayabilmek ve bu düzenin bir parçası olabilmek adına 15 sene okuduktan sonra daha fazla kazanmak, hep daha fazlasını elde etmek için saatlerce çalışmak… Yaşamı anlamaya çalışmaktan bile vazgeçip, tüm yapaylığın bir parçası oluvermek, unutmak, gözlerini kapamak, kendi gücünün farkında olmamak…

Günümüz insanı, gözleri öylesine kapalı ve tüketim anlayışının öylesine kölesi durumundaki ihtiyacı olmayan onlarca şeye sahip olabilmek adına hep daha fazlasını istiyor. Ancak tüm bu düzenin kurucusu ve öncüsü olan Amerika’ya karşı en büyük eleştiri ve karşı hareket yine Amerika’nın kendi içinden çıkıyor.

Kendi bağımsızlıklarını tekrar kazanmak, sevdikleri insanlarla daha fazla vakit geçirmek ve yaşadıkları dünyayı daha iyi anlamaya çalışmak için yola çıkan L. Kevin & Donna Philippe-Johnson adlı iki Amerikalı tersine göç başlatarak kırsal bir bölgeye yerleşip yıllık gelirlerini 42.000′dan 6.500′a indirmelerine rağmen hayatlarına daha mutlu devam ettiklerini belirtiyorlar.

“Don’t get in debt, don’t think in terms of a career (work at a job for one reason only, to get paid so you can buy a place to land and grow some food), live in a small shelter, unload unnecessary stuff, reduce monthly expenses, extract yourself from the enslavement of modern technological materialism, stay healthy by exercising, eat a simple, wholesome diet, develop some practical skills, practice your art or trade and serve your local community. Teach your children to value true pleasures. Real wealth is perishable: food, health, trees, flowers, herbs, healthy soil, clean water, fresh air, friends and art. Learn to value and appreciate these above all else.”

Daha fazla bilgi için…

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Ben de askere gidecem…

Perşembe, Ocak 29th, 2009
Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Obama’ya tam destek, hep destek! Uzaylılardan bile…

Salı, Ocak 27th, 2009

Obama hakkında o kadar şey yazıldı, çizildi ki içimiz dışımız değişimin yeni sözcüsü olduğunu iddia eden Amerika’nın ilk zenci başkanı oldu. Her kafadan bir ses çıkarken, kendi köşemde olup bitene bir anlam yüklemeye çalışıyordum ki başkanlık konuşması sırasında Obama’yı izleyenler arasında bir UFO’nun da yer alması beni bir hayli şaşırttı. Bunu da mı görecektik! Orada kesinlikle birşeyler oluyor…

Obama’nın Amerika başkanı olarak seçilmesi, Afrika kökenli bir Amerikalı’nın tüm beyazları temsil etmesi, çok değil daha 30 sene öncesine kadar ırkçılık çukurunda boğulmakta olan Amerika için kesinlikle bir dönüm noktası… Ancak Obama bir sihirbaz değil ve teslim aldığı ülke Clinton’ın Bush’a devrettiğinden çok farklı…

Çevremizi saran gizli güçlere karşı ayakta durabilecek mi yoksa zaman içinde diğer Amerikan başkanları gibi bir piyon mu olacak hep beraber göreceğiz.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Mutlu Ol! Bu Bir Emirdir!

Pazar, Ocak 25th, 2009

Sinan Çetin’in Nebil Özgentürk’ün Türkiye’nin Hatıra Defteri belgeseli için yaptığı “yasaklar” üzerine çekilmiş bir kısa film olan Mutlu Ol! Bu Bir Emirdir!, Türkiye Cumhuriyeti devletinin radyolarda batılı müziği topluma yaymak üzere Türk müziğini yasakladığı yılları 5 dakikalık bir sahne ile anlatmaya çalışıyor.

Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis

Orospu olacaksa okumuş orospu olsun.

Perşembe, Ocak 22nd, 2009
Paylaştıkça artan tat:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • TwitThis